8 Kasım 2013 Cuma

Mahalle Bekçisi




                                                                              MAHALLE BEKÇİSİ



Son zamanlarda yaşadığımız gündem değiştirme çabaları ile yine "1 Başbakan 2 Erdoğan" nüktesine maruz kaldık. Bunun ne anlama geldiğini ileri ki cümlelerde açıklayacağım ancak öncelikle şunu söylemeliyim ki Erdoğan bunu alışkanlık haline getirdi. Tabi siyaseti olgunluk potasında eritmiş insanlar için başbakan bu söylemleriyle eğlence kaynağı olmaya devam ediyor.

Siyasetle pek alakası olmayan insanlar veya siyaseti yeni yeni kendine merak edinen lise çağındaki gençler, başbakanın sadece gündem yaratmak amacıyla mı o koltukta oturduğunu kendilerine soruyor olabilirler. Pek de haksız sayılmazlar. Zira memleketim insanı çok çabuk unutsa(!) da, gündem yaratmak uğruna ne masumların ifadelerine başvuruldu, ne futbol taraftar kitleleri alevlendirildi, 3-5 ağaç uğruna(!) milyonlar karşıya alındı. En son meclisteki türban tartışmaları ve en nihayetinde nur topu gibi asırlık Marmaray projesi...

Türban meselesine bakıldı ki hiç tahmin edilmeyen tepkiler verildi. Meclise türbanla gelenler "özgürlükçü" olarak nitelendirildi. Engeli olduğu halde pantolonla gelmesine yasak getirilip kalpler kırılsa da mecliste türban hareketine saygı duyuldu. Beklenmiyordu!

Marmaray projesi ne kadar sağlıksız bulunsa da, TMMOB gerekli uyarıları yapsa da onlar bizden değil, ne anlarlar denildi. Sanki koca tüp geçit besmeleyle duracak! Yine de kendini Avrupa'ya yakın gören toplum insanları tarafından sahiplenildi. Siyasi bir mesele değil de milli bir değer olarak görülmeli dedi kahvehanelerde "gaste siyaseti" yapan büyüklerimiz. Baktılar bu da çabuk söndü. Başbakan son bombayı patlattı baklayı ağızdan tam çıkarmadan: "Kızlı-erkekli aynı evde kalıyorlar. Bu bizim muhafazakar demokrat yapımıza ters!" Muhafazakar olduğunu biliyorduk da demokrat olduğunu yeni yeni duyuyoruz zat-ı muhteremlerden. Başbakan sözlerini günlere yaymadan siyasi baş danışmanı ve yardımcısı 11 yıldır olduğu gibi "Aslında başbakan şöyle demek istedi..." gibi lala edebiyatı yaptılar. Her zaman yapmıyorlar ama bunu. Gezi olaylarında ve Suriye açıklamalarında bu tarz yumuşatmalara maruz kalmıştık en son. Sonra saygıdeğer devlet büyüğü çıkıp yine 2. Erdoğan'ı bizlere tanıttı: "Bizim insanların özel hayatlarına müdahale etmek gibi bir amacımız yok. Vatandaşlarımızın özel hayatları iktidarımızın teminatı altındadır." Gayri resmi şekilde ortam ve telefon dinlemeleri yine aynı iktidar döneminde olmamış mıydı? Başbakanın özel hayat kavramıyla neyi kasttettiği anlaşılamamaktadır. Amerikan gizli servisinin yabancı ülkeler üst makamlarını dinlediğinin ayyuka çıkmasının ardından ülkemiz iktidarının paçaları bir nebze tutuşmamış mıydı?  Tabi okun yönü kendilerine dönünce dünyanın en mazlumu olurlar birden...

Başbakanın işin cinsel yönünde olduğunu pek sanmıyorum. İş örgütlenmede... Nerede bir kadın-erkek birliği var, oradan gür ve tok bir ses çıkar, oradan demokrasi çığlıkları yükselir. Başbakanın asıl istemediği kadının erkekle birlikte oturup, kafa kafaya verip, memleket meselelerine kafa patlatmalarını istememesi olarak yorumlanmalıdır. İşte ağızda bekletilen bakla da budur! Özetle; kendileri dayanışmadan korkuyor.

Gezi Parkı olaylarında gördü ki herkes cinsel kimliğini katlayıp cebine koydu. Kadınlar barikat kurulmasına yardım etti. Erkekler karınlarına yastık koyarak, ojeler sürerek, etek giyerek kadın haklarına vurgu yaptılar. İşte başbakan 68 kuşağı torunlarının, 78 kuşağı çocuklarının aynı gökyüzüne bakmalarından korktu ki hala daha korkmakta. Bunun için de muhfazakar iktidarlığın vazgeçilmezi olan "korku imparatorluğu" yaratarak karalama kampanyası başlattı saldırganlarıyla. Kısacası 3 çocukmuş, kürtajın yasaklanmasıymış, bunların hepsi hikaye! 2. Dünya Savaşı'ndaki faşist liderlerin söylemleri bunlar, hepsi birer devlet politikası. Başbakan sevişmeyin demiyor. Hazır sevişmişken bana da bir faydanız dokunsun diyor. Ama bu fayda aydın olarak değil de yönetilecek kesim olarak ikram edilmeli hükümetin başındakilere...

Son olarak başbakanın "kapı komşusu ihbar etmiş. Elimizde istihbari bilgiler var." söylemi sizlere 1980lerdeki "muhbir vatandaş" kavramını hatırlatmıyor mu? Yüz binlerce kişi sırf muhbir vatandaşlar yüzünden işkence görmemiş miydi? Hatta öldürülmemişler miydi? Ayrıca bu günlerde kendisi de gece elinde düdüğüyle bizleri uykumuzdan eden, kendini sokakların efendisi olarak gören, kahverengi üniformalı "mahalle bekçiliği"nin doktora tezini vermiş bulunmakta...