16 Haziran 2013 Pazar

Devrim Düğündür!

 


         Devrim düğündür! Hem de en fakirinden... Tüm masrafı halka aittir. Yakılıp, yıkılır. Zarar yine vergilerden karşılanır. Davetiyesi de yoktur üstelik... Komşudan komşuya, akıldan akıla yayılır. Çağrılanı da çağrılmayanı da gelir. Önce nişan yapılır. Kız istenir ama kızın babası(iktidar sahibi) vermez. Yine de hazırlıklar yapılır, planlar oluşturulur. Kim hangi masrafı karşılayacağına, hangi sistemde değişiklik yapacağına karar verir. Gün de kararlaştırılmaz ha. Devrim dediğin birden olur! Piste herkes çıkar oynamak için, herkesin içinden gelir. O yüzden devrim kitlelerin birbirlerini hissetmesidir.
        Merak edenler de olur elbet. İşte onlar çağrılıp da gelmeyenlerdir, gidenlere de "kötü birey" damgasını yapıştırırlar. Ama devrimin kapısı hiçbir zaman kapalı değildir, sadece onlar gelmez istemez. Aslında herkes vardır: ayrıştırmak isteneni de- birleştirilmek isteneni de, kutuplaşanı da- radikalleşeni de, kalleşi de- kardeşi de, zengini de-garibi de, tenceresini-tavasını alan da... Bir tek "sığ" olanlar gelmezler. İşte o zaman insanoğlu bir kez daha anlar zihinlerdeki duvarları(!) yıkmanın imkansız olduğunu...
         Bu duvar çocukluğumuzda "gidin topunuzu başka yerde oynayın!" sitemindeki ihtiyar gibidir. Kafası kaldırmaz devrimi! Yaklaştırmaz bile ne zihninin duvarına ne de ağacının(!) gölgesine... "Gelin çocuklar yorulmuşsunuzdur. Oturun, bir su için hem anlatın bakayım neymiş bu oynadığınız oyun?" demez! Onun için gürültüdür o, çevre kirliliğidir. Nerden anlasın yeniden doğuş olduğunu? Çocuklar işi abartıp sesi yükseltince, cama top atınca içlerinden birini dövmeye kalkar da anası babası gelince o da üzülür. Üzülmeyenler de var, o ayrı... İşte onlar ötekileştirilmeye mahkumdurlar. Kendilerine saygı duymadıkları halde kendilerinin sayılmasını isterler. İnandıkları Yaratıcının bile sözlerini kendilerine yorumlarlar.
         Tüm bu ötekileştirmelerden, bayağılaşmalardan, ucuzlaşmalardan, anlayışsızlıklardan, anlamak istememelerden geriye kalan yine "zulüm"dür. Herkesin nasıl dans görürler de kendileri oynamadıkları için yaptırmazlar bu düğünü, kedi uzanamadığı ciğere misali... Sanki kötü bir şeymiş gibi duvar üstüne duvar örerler.
         Gün gelip devrim döndüğünde de zulüm yapanlar "merhamet" diye dilenirler. İnsanlığın yüz karası bu değil mi zaten? Ama hangi kavim kurtulmuş, her kitapta misal gösterilir de insanlık almaz yine nasibini. Kızın babası da pişman olur zamanında vermediğine... Ama zalim zulümle cezalandırılmaz, zulüm zalimin işidir zaten. Uzatılan en büyük zeytin dalı sırta vurulan her kırbaçtan daha çok acıtır canı.
         Düğün gecesi gelene kadar ne zahmetler çekilir, ne canlar yakılır, ne yalanlar söylenir de yine söz verilir: "Unutursak kalbimiz kurusun!" Emek verildiği için düğün aşktır, vazgeçilmezdir! Zalimlerin hallerinden çok "dilsiz şeytanlar"ın durumlarına üzülünür. "Olsun!" denilir, düğünden olmasa da yine sahiplenilir.
En güzeli de gerdek gecesidir. Merasim bitip herkes evlerine çekildiğinde halkla iktidar gerdeğe girer. E böyle bir düğün sonrası da nurtupu gibi gencecik, aydın, özgür, geleceklerine düşkün cesur bir nesil dünyaya gelir.
Ha bir de unutmadan söylenmeli: "Bizde düğün yemeği düğünden sonra yenir..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder